<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897</id><updated>2011-09-30T07:58:25.219-07:00</updated><category term='hayatın dışından'/><category term='gorgeous'/><category term='quotes'/><category term='insan çeşitleri'/><category term='foto'/><category term='yaşanmamış hikayeler'/><category term='Splinter'/><title type='text'>huzursuz</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>20</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-6852988492402521129</id><published>2011-06-29T06:55:00.001-07:00</published><updated>2011-06-29T06:55:44.014-07:00</updated><title type='text'>Lykke Li- I follow rivers</title><content type='html'>&lt;iframe width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/vZYbEL06lEU" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-6852988492402521129?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/6852988492402521129/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2011/06/lykke-li-i-follow-rivers.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/6852988492402521129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/6852988492402521129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2011/06/lykke-li-i-follow-rivers.html' title='Lykke Li- I follow rivers'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/vZYbEL06lEU/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-8089576098605902417</id><published>2010-12-10T10:41:00.000-08:00</published><updated>2010-12-11T03:27:28.009-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'>Runaway Sheep 1-2</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin son sahnesi çekilecekti artık, yolun sonuna gelinmişti. Dünyanın dört bir yanındaki kuzular “Runaway Sheeps’ filminin vizyona girmesi için sabırsızlanıyordu.  Film, Afyonkarahisar’da kesilmek üzere bekleyen bir grup asi koyunun heyecan dolu kaçış hikayesini anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin final sahnesi Kurban Bayramı’nın ilk gününde geçecekti. Senaryoya göre kesimi yapacak olan insan(Celal) tam ilk kesilecek koyunun gözlerini bağlarken bütün sürü zincirlerinden kurtulup ona saldıracaktı. Fakat Celal’i de bir koyun oynamak zorundaydı. Bu rol için Johnny Depp, Adam Sandler ve Tamer Karadağlı’ya teklif götürülse de hiçbiri olumlu yanıt vermemişti. Ve görev bu işin ustası bir koyuna,  ünlü aktör Kıvırcık’a kaldı. Bu zor rol için uzun süre Gülgün Feyman’dan diksiyon dersi alan Kıvırcık, artık bırakın insan gibi konuşmayı, ‘katil zanlısı’nı bile doğru telaffuz ediyordu. Çekimlerden hemen önce bütün tüyleri kesildi Kıvırcık’ın. Yüzüne yapılan makyajdan sonra herşey hazırdı. O artık Kıvırcık değil, Celal’di.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen Kıvırcık’a yapması gerekenleri anlatmaya başladı:&lt;br /&gt;-Evet Kıvırcık, bendesin! Kurbanın gözünü bağladıktan sonra...&lt;br /&gt;- Nası bağlıcam hocam ben onu toynaklarla?&lt;br /&gt;-Tamam haklısın, o zaman hazır gözü bağlılardan yatıralım.&lt;br /&gt;- Gözübağlı da şarap ismi gibi oldu be.&lt;br /&gt;-Şımarma, devam ediyorum. Kurbana yaklaşıyorsun usul usul, bıçağı eline almadan önce Allahuekber gibi bi intro yapıosun. Ondan sonra da boyundan girişicen kurbana.&lt;br /&gt;-Tamam hocam şarkıyı biliyorum da, ciddi ciddi kesicek miyiz ya biz şimdi oyuncumuzu. Şu gün sinema camiasından 2-3 emekçi say desen, biri Zekeriya abidir. Kesiyo gibi mi yapsak?&lt;br /&gt;- Olm biz burda milyonlarca koyunun kanayan yarasını dünyanın gündemine oturtuyoruz. Bir can vermişiz çok mu? Farzet ki harbiden Kurban Bayramı bugün.&lt;br /&gt;- Öle farz edersem ben kendimi rolüme veremem ya, götüm atar.&lt;br /&gt;-Tamam Kıvırcık. Hazırsan başlayalım, fazla uzattın.&lt;br /&gt;-Kesiyorum yani Zekeriya abiyi.&lt;br /&gt;-Evet evet. Hazır mıyız?... Kayııııt...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıvırcık heyecanlı bir şekilde gözü bağlı Zekeriya’nın yanına yaklaştı, yamacına gelince yere doğru eğildi. Bıçağa davrandıktan sonra bir anda dona kaldı. “Kessem mi kesmesem mi, kessem mi kesmesem mi” diye düşünürken basireti bağlanınca Kıvırcık’ın, yönetmen araya girdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kestiiik!&lt;br /&gt;-Kestik mi? Hocam çok kafam karıştı ya, biraz ara verebilir miyiz?&lt;br /&gt;-Araa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ara verildi, bütün set ekibi etrafa yayılarak otlanmaya başladı. Zekeriya abiyse çekimlerin yapıldığı tepeliğin zirvesine çıktı ve bir kayalığın üzerine oturduktan sonra sigarasını yaktı. Aradan sonra yapılacak çekimlerde can verecekti, ama oldukça sakin görünüyordu. Zekeriya abi sigarasının tam ortasına gelmişti ki, yanına doğru gelen yönetmeni farketti. Yönetmen Zekeriya abinin yanına oturdu, elini omzuna attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Zekeriya abi, biliyorum şu anda biraz down oldun çünkü ölmek istemiyorsun. Ancak bunu dünyadaki bütün kuzular için yaptığını unutma ve bu sana güç versin lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ya olm tamam, kabul ediyorum çok önemli bir işin içinde olduğumuzu ben de. Ama yani aynı mesajı veremiyo muyuz benim boğazım gerçekten kesilmeden anlamıyorum ki. Senaryoda biri ölüyo diye aktör öldürülür mü ya göz göre göre?  Bizim vermek istediğimiz mesaj zaten KUZULAR ÖLMESİN değil mi? Ben noluorum arı mıyım ben?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ya Zekeriya abi, bu sahne filmin en can alıcı sahnesi. Müthiş inandırıcı olmamız lazım anlamıyo musun? Dünyanın dört bir yanındaki kuzular sahneyi izlerken Kurban Bayramı’nın ne kadar iğrenç bir şey olduğunu damarlarında hissetmeli. Hem kuzu aleminin Brandon Lee’si olacaksın. Hiç mi bir şey ifade etmiyor sana bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Olm Brandon Lee yanlışlıkla öldü çekimlerde. Yönetmen demedi bağlayın gözleri, kesin Brandon’u boynundan diye. Hem sen bana film teklifi yaparken ne dedin? Abi bu sadece başlangıç, aklımda başka projeler de var demedin mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Abi bende yalan yok. Bu filmde öleceksin ya sen. Ondan sonra senin belgeselini yapıcam işte: ‘Bir sinema emekçisi: Zekeriya abi’. Efsane olacaksın abi efsane.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ha bi de öldürüp sonra üstümden para kazanıcan yani. Yok arkadaş. Sen bildiğin şerefsiz çıktın. Ben yokum bu işte. Bağlatmam daha da gözümü falan. Git kendine başka bir “kurban” bul bunları yapacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Abi bi kere nolur o toynaklarla kıl kıl tırnak işareti yapma konuşurken, hiç yakışmıyo. Ayrıca kimi bulucam, en yaşlımız da sensin. Diğer gençlere de yazık diil mi?&lt;br /&gt;Diye sorarken yönetmen, tepenin arka tarafından önüne doğru kocaman bir gölge fark etti. Kafasını arkaya çevirmeye yeltendi ki, arkasında Kıvırcık’ın önderliğindeki sürüyü farketti. Kıvırcık çekimlerden önce kestirdiği postunu yönetmenin boğazına doladı. Diğer koyunların da yardımıyla alaşağı ettiler yönetmeni ve bağladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıvırcık: “Beyler, final sahnesinde yönetmeni kesiyoruz. Var mı itirazı olan?” diye sordu. Hiçbir koyun doğası gereği midir, yönetmenin orospu çocukluğundan mıdır bilinmez, itiraz etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tamam o zaman lan, ben de yönetmen olucam,” dedi yaşlı ama o saniye için çok coşkulu oyuncu Zekeriya abi. Ve bir grup asi koyunun hikayesini anlatan filmin çekimleri, bir grup asi koyunun darbesiyle ve oldukça inandırıcı bir final sahnesiyle son buldu.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-8089576098605902417?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/8089576098605902417/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2010/12/runaway-sheeps-1-2.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/8089576098605902417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/8089576098605902417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2010/12/runaway-sheeps-1-2.html' title='Runaway Sheep 1-2'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-1507053972383478017</id><published>2009-08-18T05:20:00.000-07:00</published><updated>2010-12-07T16:13:25.210-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın dışından'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan çeşitleri'/><title type='text'>DİYOSUN İNSANLARI</title><content type='html'>“O diilde insanları”ndan sonra, bu kez de ‘Diyosun’ insanlarını mercek altına almak istedim. &lt;br /&gt;“Diyosun insanı” olmanın temelinde, kendini diğerlerinden daha zeki, daha akıllı ya da daha hazırcevap bulma düşüncesi yatar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntılara geçmeden klasik bir Diyosun İnsanı davranışını inceleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal: “Hacı yeni arabam o kadar hızlı gidiyor ki sanki diğer arabalar duruyormuş gibi hissediyorum.”&lt;br /&gt;Avni: “Ooo, tek rakibim THY diyosun.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, gördüğünüz gibi burada Tek rakibim THY diyosun diyen insan klasik bi diyosun insanıdır. Yeni aldığı arabadan oldukça memnun olan ve otomobilinin süratini ve bu konudaki heyecanını küçük bir espri yaparak arkadaşıyla paylaşmaya çalışan Kemal’inse bir diyosun insanıyla arkadaşlık yapmaktan başka hiçbir kabahati yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avni’nin burada bir diyosun cümlesi kurmasının altında yatan sebep Avni'nin arkadaşından daha zeki ve esprili olduğunu düşünmesidir. Avni’nin demek istediği aslında şudur: “Şu senin diğer arabalar sanki duruo gibi hissediorum esprisi var ya. Hiç komik diil, onun yerine tek rakibim THY deseydin çok daha komik olurdu. Ama ben daha zeki oldum için bu benim aklıma geldi.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyledir diosun insanları. Kendilerini bi bok zannederler. Sizin de etrafınızda mutlaka vardır. Bu insanlara alınabilecek önlemlerse maalesef sınırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan ilki, diyosun ile biten cümleden hemen sonra : “Yoo, öle bişi demiorum,” diye çıkışmaktır. Bu karşı tarafta bir antipati yaratır ve diyosun insanı bir süre sonra size bu muameleyi yapmaktan vazgeçebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yöntemse çok daha etkili sonuçlar verir. Bu yöntemde zamanlama çok önemlidir. Diyosun insanı cümlenin diyosun kısmını bitirmeden atılacak okkalı bir kafa (Örnek: Tek rakibim THY diy ÇAAAT) çok daha etkili ve kesin sonuçlar verecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-1507053972383478017?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/1507053972383478017/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/08/diyosun-insanlari.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/1507053972383478017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/1507053972383478017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/08/diyosun-insanlari.html' title='DİYOSUN İNSANLARI'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-1848986774289108735</id><published>2009-08-03T05:24:00.000-07:00</published><updated>2009-08-03T05:25:14.510-07:00</updated><title type='text'>TAŞ KAĞIT MAKAS</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SnbXAC3sWmI/AAAAAAAAANc/Iq8iG-s07tQ/s1600-h/6a00d83451b26169e2010534a864e1970b-800wi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 332px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SnbXAC3sWmI/AAAAAAAAANc/Iq8iG-s07tQ/s400/6a00d83451b26169e2010534a864e1970b-800wi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365712401828960866" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makas kağıdı yener. Bu mantıklı, zira makasın en önemli görevlerinden biri kağıdı kesebilmektir. Taşın da makasa karşı belirgin bir üstünlüğü var ki bu konuda da herhangi bir soru işareti yok. Bir makas taşa ne yapabilir sonuçta?  Amaaa, üçüncü eşleşme biraz şaibeli, tartışmaya açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet doğru anladınız, taş ile kağıdın amansız mücadelesinden bahsediyorum. Yıllardır kağıdın taşı yeneceğine inanılır. Taş-kağıt-makas oyunu da bu kurallar baz alınarak oynanır. Peki, bir kağıt bir taşı nasıl alt edebilir. “Etrafını sararak,” dediğinizi duyar gibiyim. &lt;br /&gt;Peki mantıklı bi şey mi bu? Ya taş kağıdın üstüne yuvarlansa, çökse üstüne, paramparça etmez mi o kağıdı? Bu sonuçta kağıdın taşın etrafını sarmasından daha büyük bi olasılık. En azından ikisi de aynı derecede saçma. Ama sadece bu oyun oynanabilsin diye, ihtimalleri eşitlemek için büyük bir kolpaya inanılmış ve kağıt taşı yener denmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan en zararlı çıkansa, tabii ki taş. “Ben bu kağıdı parçalarım aslında ama, kurallar müsaade etmiyo,” demez mi taş? Haklı da. Eğer itirazlar sonuç verirse, taş-kağıt-makas oyunu tarihe karışabilir. Bu gerçekleştiği takdirde oyunun alternatifi olarak KAŞ-TAHIL-MAKAT isimli yeni bir oyun bile projelendi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-1848986774289108735?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/1848986774289108735/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/08/tas-kagit-makas.html#comment-form' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/1848986774289108735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/1848986774289108735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/08/tas-kagit-makas.html' title='TAŞ KAĞIT MAKAS'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SnbXAC3sWmI/AAAAAAAAANc/Iq8iG-s07tQ/s72-c/6a00d83451b26169e2010534a864e1970b-800wi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-8608238099483854772</id><published>2009-07-21T02:49:00.000-07:00</published><updated>2009-07-21T02:54:34.089-07:00</updated><title type='text'>SİRKTEN KAÇIŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SmWPOfXcLII/AAAAAAAAALU/m8ddQej8ixg/s1600-h/kk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 237px; height: 138px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SmWPOfXcLII/AAAAAAAAALU/m8ddQej8ixg/s400/kk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360848410555198594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sirk şovundan kaçan 52 kiloluk kaplumbağa 6 gün sonra bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'de Zerbini Aile Sirki’nin Wisconsin eyaletindeki sirk şovundan kaçan 52 kilogramlık iri kaplumbağa fazla uzağa gidemeden bulundu. &lt;br /&gt;10 yıldır Zerbini Aile Sirki’nin bir parçası olan Berta isimli kaplumbağa kaçtıktan 6gün sonra sirkten 3 kilometre uzaklıktaki bir golf sahasında görüldü. &lt;br /&gt;Sirkte herhangi bir numara yapmayan kaplumbağa, büyüklüğü ile kalabalıkların ilgisini çekiyor. Berta birkaç gün içinde New Jersey’deki yuvasına dönmüş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakalandıktan sonra mikrofonlara konuşan kaplumbağa: " Çok ince ve detaylı bir kaçış planım vardı. Her şeyi tüm ayrıntısıyla düşünmüştüm. Kaplumbağalar aleminin Micheal Scofield'i olacaktım ancak ağır kaldım ve izimi kaybettiremedim. En büyük hatam da golf sahasına kaçmak oldu ama yeşili görünce dayanamadım," dedi.&lt;br /&gt;Konuşması sık sık alkışlarla kesilen kaplumbağa sirk yönetimine de verdi veriştirdi: "Hayır, sirkle benim nasıl bir ilgim olabilir. Herhangi bir numaram yok. Sahneye de çıkmıyorum. Bıraksınlar gideyim."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-8608238099483854772?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/8608238099483854772/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/07/sirkten-kacis.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/8608238099483854772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/8608238099483854772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/07/sirkten-kacis.html' title='SİRKTEN KAÇIŞ'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SmWPOfXcLII/AAAAAAAAALU/m8ddQej8ixg/s72-c/kk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-3624607981646901485</id><published>2009-07-16T05:01:00.001-07:00</published><updated>2009-07-16T05:02:49.289-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın dışından'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan çeşitleri'/><title type='text'>O DİİL DE İNSANLARI</title><content type='html'>O diil de insanları, isimlerini günlük sohbetlerinde en çok kullandıkları cümleden almışlardır. Bu insanları diğerlerinden ayıran karakteristik özellikleri genel olarak 6-7 yaşında baş göstermeye başlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDİR O DİİL DE İNSANI?&lt;br /&gt;O diil de insanı, bencildir. Karşı tarafın ne düşündüğü ve ne söylediği önemli değildir. O sadece kendi söylemek istediğini söyler. Karşı taraf bir şey anlattığında, sessizce dinliyormuş gibi yapar. Aslında o sırada sinsice kendi içindekini kelimelere daha iyi dökebilmenin hesaplarını yapıyordur. Bazı üst düzey o diil de insanları bu sırada kafalarını sallayarak ve çeşitli mimiklerle karşı tarafın anlattığına çok ilgili numarası bile yapabilirler.  Eğer karşı taraf bir cümlesini bitirdikten sonra üç saniye boyunca susarsa, o diil de insanı devreye girer ve ‘O diil de’ diye lafa başlayarak kendi derdini anlatmaya başlar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O diil de insanları bu konuda ilk olarak ebeveynlerini kullanırlar. Evrim süreci başladıktan sonra, bu insanlar annelerinin babalarının konuşmalarını asla dinlemezler. Sessizce laflarını bitirmesini beklerler ve daha sonra buldukları ilk üç saniyelik boşlukta lafa girerek: O diil de derler ve az evvel konuşulanla alakası olmayan bir konu hakkında konuşmaya başlarlar. Örnek verecek olursak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne: Efecan, dişlerini günde en az iki kere fırçalaman lazım. Yoksa dişlerin çürür, yediğin yemeklerin tadını alamazsın, dondurma bile yiyemezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efecan: O diil de, bana ne zaman o uzaktan kumandalı helikopteri alacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte her şey bu ve bu tür masum gibi  görünen diyaloglarla başlar. Burada ebeveynlerin yapması gereken yılanın başını küçükken ezmektir. Ancak çoğu ebeveyn bunu yapmaz. Hatta çocuklarının bu tavrını tatlı bile bulurlar. Yukarıdaki diyalogun yaşandığı gün Efecan’ın istediği helikopteri edinme ihtimali bile vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O diil de insanlarının durumu zaman geçtikçe daha da kronikleşir. Bir yerden sonra kurbanlar sadece ebeveynler değillerdir. Okul arkadaşları, öğretmenler, taksi şöförleri. Herkes nasibini alır o diil de insanlarından. Ve 20’li yaşlara gelindiğinde artık tedavi neredeyse imkansızlaşır. 20 yaşında o diil de insanıysanız, %98.2 ihtimalle hayatınızın geri kalanını da o diil de insanı olarak geçireceksiniz demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin acı tarafı ise, o diil de insanlarının bu karşı tarafı dinlemeyen bencil tutumları kurbanlarını gerçekten rahatsız etmeye başladığında artık iş işten geçmiştir. &lt;br /&gt;Bi beni dinlesene a.k. , ben ne diorum sen ne diosun, ya da Allah belanı versin tarzında tepkiler sonuç vermez. O diil de insanları da ebeveynlerinin zamanında ihmal ettikleri dayağın cefasını bir ömür boyu çekmek zorunda kalırlar. Antipati toplarlar, küfür yerler, arkalarından konuşulur, ortamlara davet edilmezler. Çekmedikleri kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer çevrenizde o diil de insanlarına rastlarsanız, onlara anlayışlı olmaya çalışın. Çünkü aslında onlar suçsuzdur. Zaten küfür de etseniz, dövseniz de onlar ‘O diil de’ derler ve dertlerini anlatmaya devam ederler. Olan size olur. Yok yere siniriniz bozulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-3624607981646901485?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/3624607981646901485/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/07/o-diilde-insanlari.html#comment-form' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/3624607981646901485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/3624607981646901485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/07/o-diilde-insanlari.html' title='O DİİL DE İNSANLARI'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-5476920535411068254</id><published>2009-07-15T06:29:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:28:12.620-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayatın dışından'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Splinter'/><title type='text'>Splinter Usta'dan veryansın</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Sl3dPETQH2I/AAAAAAAAAKE/3HhvEWrPLmM/s1600-h/Ninja_Kaplumbaalar_Usta_Splinter_Resimleri_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 310px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Sl3dPETQH2I/AAAAAAAAAKE/3HhvEWrPLmM/s400/Ninja_Kaplumbaalar_Usta_Splinter_Resimleri_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358682382563024738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar Dünya'yı sarsan Ninja Kaplumbağalar serisinin yıldızlarından Splinter, bugünlerde meteliğe kurşun atıyor. 90'lı yıllarda kazandığı milyonlarca doları kaşara harcayan Büyük Usta, zengin olduğu dönemlerde etrafında dört dönen insanların, zor günlerinde ortadan kaybolmasından şikayetçi. Yaşadığı bir göz kanalizasyonda ziyaret ettiğimiz Splinter, Ninja Turtles filminin yönetmeninden girdi, prodüktöründen çıktı, ağza alınmayacak küfürler sarf etti.&lt;br /&gt;Ancak ustanın esas kabullenemediği öğrencilerinin vefasızlığı: "Donatellosu Michalengelosu, Rafaeli Leonardosu, hepsi bir. Toparlanıp her yıl ya şeker ya kurban bayramında ziyaretime geliyorlar, bir saat oturup elimi öpüp gidiyorlar. Usta iyi misin, bi şeye ihtiyacın var mı, yok. İnanın bana Rocksteady ve Beebop bile bunlardan daha vefalı çıktı. Arada kaşar getirirler, kandillerde sms atarlar vesaire. O kodumun kaplumbağalarına hakkımı helal etmiyorum."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-5476920535411068254?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/5476920535411068254/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/07/splinter-ustadan-veryansn.html#comment-form' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/5476920535411068254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/5476920535411068254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/07/splinter-ustadan-veryansn.html' title='Splinter Usta&apos;dan veryansın'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Sl3dPETQH2I/AAAAAAAAAKE/3HhvEWrPLmM/s72-c/Ninja_Kaplumbaalar_Usta_Splinter_Resimleri_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-2637073742860405457</id><published>2009-07-10T06:03:00.000-07:00</published><updated>2009-07-10T06:04:38.068-07:00</updated><title type='text'>YAVAŞ YAVAŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Slc8S0F_8aI/AAAAAAAAAJE/sGRVjD_lqh4/s1600-h/r.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 341px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Slc8S0F_8aI/AAAAAAAAAJE/sGRVjD_lqh4/s400/r.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356816575699612066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-2637073742860405457?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/2637073742860405457/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/07/yavas-yavas.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/2637073742860405457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/2637073742860405457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/07/yavas-yavas.html' title='YAVAŞ YAVAŞ'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Slc8S0F_8aI/AAAAAAAAAJE/sGRVjD_lqh4/s72-c/r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-5469965566271583877</id><published>2009-06-30T07:01:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:37:02.624-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'>AH BE DEDE</title><content type='html'>Mevlüt Bey sıkıntılı günler geçiriyordu. Karsıyla arası aylardır limoniydi. Buna alışmıştı aslında ancak onun içini kemiren başka bir problem vardı. Oğlunun gay olduğundan şüpheleniyordu. Doğduğunda babasının vasiyeti üzerine adını Ceylan koymuşlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceylan gerçekten gay miydi? Eğer öyleyse bu ibnelikte adının, dolayısıyla Mevlüt Bey’in payı ne kadardı? Bütün bu düşünceler zaten sağlık sorunları olan Mevlüt Bey’i ziyadesiyle hırpalıyordu.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceylan zayıf görünümlü, dar omuzlu bir erkekti. Özellikle duşta şarkı söylerken sesi zenci bir soul solisti gibi çıkıyordu. Dahası, Mevlüt Bey, arkadan Ceylan’ın yürüyüşünü incelemiş ve resmen karı gibi kırıttığını fark etmişti. Futboldan nefret eden, buz pateni kaymaya bayılan Ceylan aynı zamanda iyi bir kemanistti. Kızlarla da arası gereksiz şekilde çok iyiydi Ceylan’ın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bütün işaretler Ceylan’ın klasik bir gay olduğunu gösteriyordu ama konduramıyordu işte Mevlüt Bey bunu oğluna. Bu konuyu fazla kurcalamak istemese de, Ceylan’ın hal ve hareketleri bu endişeyi taze tutuyordu. Mevlüt Bey daha fazla dayanamadı ve uzun süredir tanıdığı bir doktor arkadaşına bu konuda danışmaya karar verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşının muayenesine giden Mevlüt Bey, derdini doktoru aynı zamanda eski arkadaşı Deniz’e uzun uzun anlattı. Her cümlesinden sonra konuşulanların aralarında kalması için yemin ettiriyordu Dr Deniz’e: “Birine söyleyen ibnedir bak!”. Doktor Deniz bunu anlamanın yolunun çok basit olduğunu söyledi. Tek yapması gereken Ceylan’ın uzun süredir görmediği bir kız arkadaşıyla tesadüfen karşılaşmasını sağlamak ve olacakları gözlemlemekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlüt Bey bu uğurda çok uğraş verdi. Oğlunun yıllığını çalıp oradan arkadaşlarının numaralarını not ediyordu. Bu arkadaşlarından birinin facebook profiline giren Mevlüt Bey, Simge isimli bu kızın bir gün sonra Jay Jay Johanson konserine gideceği bilgisine ulaştı ve eve dönmeden konsere iki bilet aldı. Birini dikkatlice cüzdanına sakladı ve eve girdi. Ceylan’ı yanına çağırdı ve eline bir Jay Jay Johanson konser bileti geçtiğini, isterse kendisine verebileceğini söyledi. ‘Babaaa, delisin. Ben bayılırım Jay-Jay’e,” dedi Ceylan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün sonra süslenip püslenen Ceylan, konsere doğru yola çıktı. Ondan hemen sonra da Mevlüt Bey arabasına atladı ve aynı mekana doğru yollandı. Girişte sıra vardı. Mevlüt Bey Ceylan’ın 5-6 metre arkasında sıraya girdi ve beklemeye koyuldu. Yaklaşık 10 dakika sonra Mevlüt Bey’in beklediği an geldi. Ceylan’ın lise arkadaşı Simge yolun karşısında belirmişti. Tam sıraya doğru yaklaşıyordu ki, bu iki eski lise arkadaşı göz göze geldi. İkili çığlık atarak birbirine doğru koştu ve  tam orta noktada sarıldı. Sarıldıktan sonra da zıplamaya ve çığlık atmaya devam ettiler. Artık soru işareti kalmamıştı. Ceylan tam bir gaydi. Bunu yapabilmek için insanın ya bir vajinaya ihtiyacı vardı ya da gay olması gerekiyordu. Sıradan usulca çıkan Mevlüt Bey biletini 30 ytl farkla bilet arayan bir gence sattı ve gözü yaşlı bir şekilde arabasına yöneldi. ‘Allah belanı versin baba, Ceylan diye erkek ismi mi olur’ diye söylenerek evinin yolunu tuttu. Karısına bundan hiç bahsetmeyecekti. Zaten Ceylan’ın annesi olan biteni büyük ihtimalle başından beri farkındaydı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-5469965566271583877?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/5469965566271583877/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/06/ah-be-dede.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/5469965566271583877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/5469965566271583877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/06/ah-be-dede.html' title='AH BE DEDE'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-5933082548922716569</id><published>2009-06-30T05:32:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:37:18.718-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'>VİBRATÖR HAYRETTİN</title><content type='html'>Hayrettin oldukça varlıklı bir insandı. Onun bu zenginliği aslında ailesinden geliyordu, ancak o ailesinin yedi ceddine yetecek mirasını kısa sürede karıyla kızla yemiş ve daha sonra maddi açıdan çok zor durumlara düşmüştü. Bir ara paraya öyle sıkıştı ki, pony’sini bile satmak zorunda kaldı. Ama daha sonra tekrar yükselişe geçti. Borç harç ile açtığı seks-shop ile önce belini doğrulttu. Daha sonra seks-shoplar birbirini kovaladı. Hayrettin tekrar zengindi. Seks shoplar zinciri resmen para basıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak eskiden paşazadelerin torunu saygıdeğer Hayrettin Bey olarak bilinen adam artık Vibratör Hayrettin diye anılıyordu dost sohbetlerinde. Bu Hayrettin’i derinden yaralıyordu. Zaten bu yara Hayrettin’in zamanla sosyal hayattan elini ayağını çekmesine neden oldu. Zengin ama yalnız bir adamdı Hayrettin artık. En işlek dükkânının arkasında kurduğu, tavanlarından kelepçeler, vibratörler sarkan ofisinde yeni siparişler kovalıyor, mutsuz bir şekilde oturuyordu. Akşamları da dükkanı kapatıp eve gidiyor ve tv karşısında uyuyakalıyordu. Hatta bazen evine bile gitmez, dükkan da yatardı. Kedisi bile yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Hayrettin bu monoton ve yalnız yaşamından sıkıldı. Gümüşsuyu’ndaki dükkânından çıkıp Dolmabahçe Sarayı’na doğru yürümeye başladı. Şöyle denizin kenarına oturup vücuduna çay-sigara kürü uygulamaktı niyeti. Uzun yıllar sonra ilk defa soysal bir etkinlikte bulunacaktı. Bu aktivite çay bahçesine gitmek olsa da, Hayrettin için önemli bir adımdı. Sosyal demokratlar için küçük, Hayrettin için büyük bir adım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarasını daha denizi görür görmez alevledi. Birkaç dakika daha yürüdükten sonra boş bir yere oturdu ve uzakta duran garsona parmağıyla ilk önce 1, daha sonra da çayı karıştırma hareketi yaparak derdini anlattı. Garson kafasını gülümseyerek salladı uzaktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu sırada arka tarafından bir ses duydu:&lt;br /&gt;“Ne güzel anlattınız derdinizi. Ben 10 dakikadır göz teması kurmaya çalışıyorum garsonla, başaramıyorum. Rica etsem bana da bir çayla kepek ekmeğine çift kaşarlı tost söyler misiniz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayrettin şaşkındı. Bu başörtülü, renkli gözlü, alımlı bayanın isteğine cevap vermek istiyordu. Ancak kepek ekmeğine çift kaşarlı tostu işaretlerle anlatmak, çayı anlatmaktan çok daha zordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne demek!” dedi ama Hayrettin bu zorlukları hesaba katmadan. Öyle çıktı ağzından bir anda.  Bir süre bu işi nasıl halledeceğini düşündü. Özellikle ekmeğin kepekli olması ve çift kaşar tercihi Hayrettin’i zorluyordu. Alımlı bayan efendi gibi bana bir de tost söyler misiniz dese bu iş hallolacaktı. Ancak bu güzel sesli, müşkülpesent bayanın tercihleri Hayrettin’i zorluyordu. Sağ elinin işaret ve orta parmağını birleştirerek yatay bir C şeklini verdiği sol elinin içine sokmayı düşündü. Bu da pek aklına yatmamıştı. Ayrıca kepekli ekmek konusunda bir açıklama getirmiyordu bu hareket. Üstüne üstlük arkasında duran güzel kadının hareketlerinden acelesi olduğu anlaşılıyordu. Bi gözü hep garsonun olduğu bölgedeydi, parmaklarıyla masaya vuruyor, bacaklarını hafif hafif sallıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapacağını bilemeyen Hayrettin bunu çaktırmamak için telefonla konuşuyor numarasına başvurdu. En azından biraz zaman kazanayım diye düşündü. Tam o sırada ufuktan beliren esmer garsonun çayı getirmek üzere yolda olduğunu fark etti. Hemen telefonunu kapattı. Garson çayını masaya koyarken: “Hanımefendiye de bir çay bir de kepek ekmeğine…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken lafa alımlı bayan girdi: “ Kendi siparişimi kendim verebilirim beyefendi, teşekkür ederim”. Bayan öyle deyince, garson da sanki Hayrettin kadına yazmak için yan masadan çay tost gönderiyor gibi bi izlenim edindi. Kaş göz işaretleriyle kendine göre çok daha iri bir garsonu da yanına çağırdıktan sonra Hayrettin’e :”Ya sen ne iğrenç bi adamsın. Çay bahçesinde elalemin anasına bacısına sarkıyorsun,” gibilerinden serzenişte bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayrettin’in hasiktir lan demesiyle gözüne bir yumruk yemesinin arasında sadece saniyenin 100’de biri kadar bir süre geçmişti. Biri iri, biri ufak iki garson Hayrettin’i döve döve çay bahçesinden uzaklaştırdılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüş yolunda bi sigara daha içen Hayrettin: “Daha da yazıhaneden çıkan şerefsizdir. Dolmabahçe çay bahçesi benim için bitmiştir,” dedi kendi kendine. Ama alımlı bayanın renkli gözleri hala aklındaydı. Onunla bir gün bir daha karşılaşacağını henüz bilmiyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-5933082548922716569?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/5933082548922716569/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/06/vibrator-hayrettin.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/5933082548922716569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/5933082548922716569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/06/vibrator-hayrettin.html' title='VİBRATÖR HAYRETTİN'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-4422034455805753949</id><published>2009-06-29T03:45:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:37:50.943-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'>BU NE PERHİZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SkibhOQRzyI/AAAAAAAAAHc/F2kwp05YGdI/s1600-h/%C5%9Fi%C5%9Fmaan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SkibhOQRzyI/AAAAAAAAAHc/F2kwp05YGdI/s400/%C5%9Fi%C5%9Fmaan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352699152194195234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hoş geldiniz Kubilay Bey. Buyurun oturun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş bulduk doktor bey. Ziyaret sebebimi herhalde biliyorsunuz. Aşırı kilolarım yüzünden günlük hayatımı sürdüremez hale geldim ve profesyonel yardıma ihtiyacım olduğuna karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bana genel beslenme alışkanlıklarınızdan bahseder misiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nası nası?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler yiyorsunuz bir günde mesela ortalama?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla doktor bey. Bir sene evvel bir yerde günde 5-6 öğün yemenin faydalı olacağını okumuştum. Bu haber benim için bi dönüm noktası oldu. Ondan evvel de toplu bi tiptim ama işiyoken sikimi falan görebiliodum. Bu günde 5-6 öğün olayı tamamen bitirdi beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde 5-6 öğün yemek faydalı olabilir ama, az az yerseniz Kubilay Bey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, evet öleymiş. Onu atladım ben. Şimdi size neler yediğimi anlatiim biraz. Sabahları uyanınca bir tam ekmeğin arasına peynir ve bal sürüyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Burada sizi durdurmak zorundayım. Öncelikle ekmeği kesmeniz gerekiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsini yiceim bir ekmeği neden kesiyim doktor. Yarıyorum ekmeği yamacından, veriyorum peyniri balı yiyorum işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok öyle değil, yemeyeceksiniz yani ekmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok artık, doktor. Ekmeksiz bi şey yiyemem ben. Makarnaya bile ekmek banan bir yapım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size yok artık o zaman Kubilay bey. Eğer kilo vermek istiyorsanız, ekmeği unutucaksnız. Çok temel bir kural vardır kilo kaybetmek için. Üç beyazdan uzak durmak. Nedir bu üç beyaz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker, tuz, kokain. Kokainle zaten işim olmaz. Diğer ikisini de azaltabilirim diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;……. &lt;br /&gt;Spor yapıyor musunuz peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wii aldım eve, tenis oynuyorum. Çok da faydasını gördüm açıkçası. Kollarımda bi incelme söz konusu. Haa, bi de ikinci katta oturuyorum ve asansör bi süredir çalışmıyo. Ben de yürüyerek inip çıkıyorum merdivenleri. Rocky Balboa tarzı bir antrenman sistemi izlediğimi söyleyebiliriz yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra her gün en az yarım saat yürüyüş yapacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kolay, yürürüz. Ben zaten hergün yarım saat yürüyorumdur totalde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi onu bi seferde yapmaya çalışalım o zaman. Hiç durmadan yarım saat yürüyelim yani. Bunun dışında, biraz sebze ağırlıklı beslenmeye başlamanızda fayda var. Enginar, brokoli, patlıcan, havuç,…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de seni burada durdurmak zorundayım doktor. Lütfen saçmalama. O dediklerini yemem ben. Birincisi böyle turuncu yeşil gibi renkli cart renkli yiyeceklerden hoşlanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama çok önemli bunu yapmanız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekmek arasına koysam bunları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koy, Allah belanı versin. Ekmeğin arasına koy. Al bunu da koy ekmeğin arasına hatta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-4422034455805753949?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/4422034455805753949/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/06/bu-ne-perhiz.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/4422034455805753949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/4422034455805753949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/06/bu-ne-perhiz.html' title='BU NE PERHİZ'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SkibhOQRzyI/AAAAAAAAAHc/F2kwp05YGdI/s72-c/%C5%9Fi%C5%9Fmaan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-7010489536974826487</id><published>2009-06-05T05:18:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:40:00.602-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'>Matador’dan mektup</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SikNUVjuPrI/AAAAAAAAAG8/jdTtBU1KX0A/s1600-h/matador.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 299px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SikNUVjuPrI/AAAAAAAAAG8/jdTtBU1KX0A/s400/matador.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343817075887324850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım karım,&lt;br /&gt;Sana bu mektubu hastaneden yazıyorum. Dün gece gösteride boğa boynuzladı beni. Son anda çektim kırmızı kumaşı yan tarafıma, bana mısın demedi. Direk bana geliyormuş meğer. Kırmızıyla falan alakası yokmuş. Kasığıma soktu boynuzunu. Neyse sonra üç beş arkadaş birden geldi dikkatini dağıttı da beni çıkardılar oradan. Şimdi iyiyim merak etme. Sadece 25 dikiş atıldı. Fiziksel olarak kısa süre sonra eskisi gibi olabileceğim. Ama psikolojik olarak bu mümkün mü emin değilim. Beni izleyen insanların kahkahaları hala kulaklarımda çınlıyor. İbnetorlar hep kazananın yanında. Geçen hafta oley çekmeyi biliyorlardı. Benden iyisi yoktu geçen hafta. Dün aynı insanlar götleriyle güldüler bana. Zaten şu dünyada aşkım, bi kalecilik bi de matadorluk kadar nankör meslek yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organizasyona da sinirlendim, yavşaklar benim daha geçen hafta şişlediğim boğanın kardeşini salmışlar üstüme. Hatırladım görünce o ibneyi kafesin içinden izliyordu ben kardeşini öldürürken. E onu bi hafta sonra benim üstüme salarsan, kırmızı mırmızı silkemez tabi, direk bana saldırır. Neyse sevgilim, durum böyle. Bilirsin, matadorlar gerizekalı oldukları kadar gururlu da insanlardır. Boğaya yenilen bir matador ölmüş demektir aslında. Ben şu an ölmedim ama ölmek için beni taburcu etmelerini bekliyorum. Şimdi burada edersem millet ne koymuşsa boynuzu kendine gelemedi der. Taburcu olduktan sonra uygun bi şekilde öldürücem kendimi. Sen tatilden döndüğünde ben öbür tarafta olurum. Benim için üzülme, hayatın tadını çıkar. Tek bi isteğim var senden. Bizim matador camiasından biriyle birlikte olma. Seni seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gomez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-7010489536974826487?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/7010489536974826487/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/06/matadordan-mektup.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/7010489536974826487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/7010489536974826487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/06/matadordan-mektup.html' title='Matador’dan mektup'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SikNUVjuPrI/AAAAAAAAAG8/jdTtBU1KX0A/s72-c/matador.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-8313367585725491687</id><published>2009-05-22T06:44:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:45:13.824-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'>HOP HOP ROBİN TOP ROBİN</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/ShasbUUYHMI/AAAAAAAAAFE/3xGQ2rBN_2E/s1600-h/560gaybatman.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338643993604922562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 253px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/ShasbUUYHMI/AAAAAAAAAFE/3xGQ2rBN_2E/s400/560gaybatman.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Batman' le Robin, zorlu bir operasyondan alınlarının akıyla çıktıktan sonra dağılırlar. Batman evine döner. Alfred’le üç beş geyik yaptıktan sonra, kıyafetlerini çıkartır ve pijamalarını giyer. Tam operasyon sırasında televizyonda basket maçı vardır ve Batman seyredememiştir. Ama Batman’in basketbol tutkusunu bilen Alfred tabiî ki karşılaşmayı kaydetmiştir. Bunu duyan Batman’in gözlerinin içi güler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yavrum benim beee. Ulan Alfred, şerefsizim çok büyük adamsın. O zaman sen bana bi de az şekerli bir kahve yap, ben de puromu yakiim ayaklarımı uzatiim öle izliyim Warriors’umu. (Evet Batman bir Golden State Warriors taraftarıdır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Emredersiniz efendim,” der Alfred ve mutfağa doğru hareketlenir. Kahveyi pişirir. Fakat kahve köpürmemiştir. Silbaştan bi daha yapar kahveyi, yine köpürmeyince içine tükürür fincanın ve Batman’e götürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tam istediğiniz gibi az şekerli kahveniz hazır efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Eyvalllaaaaah Alficim,” der Batman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu sırada kapı çalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batman: Hacı kapıya da bakabilicen mi ya?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alfred içinden Batman’in yedi ceddine sayarak kapıya doğru yönelir. Gelen Robin’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Batman evde mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evde canım, evde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robin hızlı adımlarla Batman’in malikanesine girer ve Batman’in salonuna gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Konuşabilir miyiz Batman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne var a.k. gecenin bu saatinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sana bi şey itiraf etmem lazım Batman. Ben senden çok hoşlanıyorum. Hiç aklımdan çıkmıyosun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne diosun lan? Ne hoşlanması? Olm biz senle dava arkadaşıyız. Bu şehri pisliklerden korumaya çalışıyoruz. Biz kelle koltukta operasyonlara gidioken, sen arkadan benim götümü mü kesiodun? Allah belanı versin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu kadar sert çıkmana gerek yok. Açılmak istedim sana sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çok açıldın ama. Çüş yani. Beraber mevzulara girdiğimiz adam top çıktı resmen ya, inanamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bak Batman, sen de bana karşı boş dilsin biliyorum. Sadece Warriors’a geçirdiler diye aşırı tepki veriyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Robin siktir git. Maç keyfimin de amına koydun. Senle bundan sonra değil operasyona, sıçmaya gitmem birlikte. Yıkıl gözüm görmesin. İbneci seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tamam lan gidiorum. Seni adam yerine koyup konuşanda kabahat. Ne siktiler Warriors’u ama. Götüne girsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hoooşt, köpek.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-8313367585725491687?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/8313367585725491687/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/hop-hop-robin-top-robin.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/8313367585725491687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/8313367585725491687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/hop-hop-robin-top-robin.html' title='HOP HOP ROBİN TOP ROBİN'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/ShasbUUYHMI/AAAAAAAAAFE/3xGQ2rBN_2E/s72-c/560gaybatman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-2737857969231962502</id><published>2009-05-15T06:01:00.000-07:00</published><updated>2009-05-15T06:03:43.263-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Sg1noSxfLaI/AAAAAAAAADk/NMk0IvEpZGU/s1600-h/americky-pitbull-terier_4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336035075435736482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 384px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Sg1noSxfLaI/AAAAAAAAADk/NMk0IvEpZGU/s400/americky-pitbull-terier_4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Pitbull'ları kendine dert etmeye değer mi?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-2737857969231962502?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/2737857969231962502/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/pitbulllar-kendine-dert-etmeye-deger-mi.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/2737857969231962502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/2737857969231962502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/pitbulllar-kendine-dert-etmeye-deger-mi.html' title=''/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/Sg1noSxfLaI/AAAAAAAAADk/NMk0IvEpZGU/s72-c/americky-pitbull-terier_4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-654066605676996248</id><published>2009-05-14T04:31:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:49:04.959-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'>terapiye gittim gelicem</title><content type='html'>-Merhaba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Hoşgeldiniz, şöyle oturun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet, onu biliyorum. Filmlerde görmüştüm daha evvel. Ruh hastası koltuğu deniyo di mi bunlara?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Yok beyfendi, öle bi şey denmiyo.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bi faydası var mı peki tedavi sürecinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Yok, rahat olmanız için sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tamam, o zaman iskemlede takılıcam ben. Sen istersen benim yerime oturabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Yok, ben de böyle iyiyim. Anlatın lütfen. Sizi buraya ne getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şartlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Nedir o şartlar?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Çok şart var da. Beni buraya getirenden, en sonuncusundan bahsediim ben size . Bi yerde en son sölemem gerekeni en başta sölicem diebiliriz. Bu da mesela şartlardan biri. Neyse. Futbolla&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aranız nasıldır doktor bey?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- İçgüveysinden kallice.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şöyle soriim o zaman. Harry Kewell'ı tanırmısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Biliyorum evet, Kewell from Galatasaray.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hey yavrum benim bee. Tuttum seni doktor, iyi anlaşıcaz senle. Son zamanlarda ondan başka bir şey düşünemez oldum ben. Sabah kalkıorum Kewell, akşam yatıyorum Kewell.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Fanatiklik var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bravo, gerçekten çok zekisin. Harvard mezunu musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Devam edelim lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Fanatiklik var evet de, böyle bişi diildi doktor fanatiklik. Günde 10 kere Daddy Cool dinliyorum. Bi dinlediimde duygulanıorum, tüylerim diken diken oluyo. Yarım saat sonra bi daha çalıyorum,mutlu oluorum, dans etmeye başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Hmmm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Başka bi şey demicek misiniz? HMM. Bu mu bilimsel değerlendirmeniz? Ah doktor ah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Yok düşünüodum sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Sen düşünürken ben bi Daddy Cool okiim mi sana doktor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yok, gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dur dur okiim be, içimden geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Gercekten gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Harry, Harry Kewell. Harryy, Harry Keweelll&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- Size ilaç yazıcam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bunun da mı ilacı var? Çüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Yok bu genel bi sakinleştirici. Bi hafta sabah akşam birer tane alın. Haftaya yine gelin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tamam doktor. Zaten bu hafta hep doluyum. 19 rakamının Harry Kewell için taşıdığı önemi araştırmam lazım. Ama haftaya burdayım. Harry sözü sana. Ugh!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-654066605676996248?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/654066605676996248/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/terapiye-gittim-gelicem.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/654066605676996248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/654066605676996248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/terapiye-gittim-gelicem.html' title='terapiye gittim gelicem'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-3856207792839438252</id><published>2009-05-12T11:44:00.000-07:00</published><updated>2009-05-12T11:45:00.776-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgnDp6_3kII/AAAAAAAAABU/13tMvEMfYRc/s1600-h/trial+3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgnDp6_3kII/AAAAAAAAABU/13tMvEMfYRc/s400/trial+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335010358576255106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-3856207792839438252?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/3856207792839438252/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/blog-post_5867.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/3856207792839438252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/3856207792839438252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/blog-post_5867.html' title=''/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgnDp6_3kII/AAAAAAAAABU/13tMvEMfYRc/s72-c/trial+3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-3424477116013842660</id><published>2009-05-12T06:04:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:49:04.960-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'>HİPOKRAT YEMİNİ</title><content type='html'>Derinlerden öksürmek, öksürürken de acı çekmek şikayetiyle doktora gittim. Hastaneyi aramış ve rastgele bir doktordan randevu almıştım. Yani öyle, aaa bilmemkim bey çok iyidir, bize yıllardır o bakar gibi bir durumum yoktu. Hastanenin hemen girişindeki danışma masasında iki tane kız oturuyordu. Bu tür elemenlar alınırken eli yüzü düzgün olmalarına dikkat edildiği belliydi. Ancak sol tarafta duran arkadaş eli yüzü düzgün olmaktan çok öte diyarlarda dolaşıyordu. Kapıdan girince düz devam ederseniz, çirkin kıza denk geliyordunuz. Bunu danışmaya doğru yürürken son anda farkettim ve çirkin kızın: 'Buyrun efendim, nasıl yardımcı olabilirim," sorusunu duymamazlıktan gelerek danışmanın diğer tarafına yöneldim. Barbaros Bey'le randevum vardı dedim. Yalnız güzel danışman çirkin arkadaşına uyguladığım muameleden memnun olmadığını belli eder bir tavırla bana yardımcı oldu. Neyse, doktorun odasına gittim ve beklemeye başladım.&lt;br /&gt;Doktor odaya teşrif ettiğinde ben zaten öksürük taksırık içindeydim. Yerine oturdu ve konuşmaya başladık:&lt;br /&gt;-Tecrübelerime dayanarak söylüyorum, siz öksürüyorsunuz.&lt;br /&gt;Eyvah dedim, en sevmediim model. Komik olmaya çalışan sıkıcı insan, üstelik doktor.&lt;br /&gt;--Evet, doğrudur. Bi aksırık var. O teşhisi ben de koydum da neden var ve nasıl geçer onu bulamadım.&lt;br /&gt;-Çay içer misin?&lt;br /&gt;-- Çay yapar mı ya? Sigara değilmiydi o?&lt;br /&gt;-Yok, yok. Çay ısmarlayayım mı yani?&lt;br /&gt;Evet, işte tam burada doktora kanım ısındı. Bana bir şey ısmarlamayı teklif eden ilk doktordu BArbaros Bey.&lt;br /&gt;--Valla, ısmarlarsan içerim.&lt;br /&gt;- O zaman sen üstünü çıkart, ben çayını söliim.&lt;br /&gt;--Doktor bey çayı çıplak mı içicem yapmayın allahaşkına. İçelim çayımızı, sonra gerekiyorsa soyunuruz.&lt;br /&gt;- Çay gelene kadar ben seni 10 defa soyar giydiririm.&lt;br /&gt;--Estafurullah doktor bey, estagfurullah.&lt;br /&gt;-Zaten sadece üstünü çıkarıcan korkma.&lt;br /&gt;-- Altımı çıkarırsam zaten siz korkarsınız doktor bey, ben değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bu atışmalardan sonra paravanın arkasına geçtim ve gömleğimi çıkarttım. Barbaros ibnesi de steteskopunu kaptı ve soluğu arkamda aldı.&lt;br /&gt;-İlk dayadığımda biraz soğuk gelebilir, merak etme&lt;br /&gt;--Soğuktan korkmam evvel allahta, dayama tabiri düşündürdü beni.&lt;br /&gt;-Sigara içer misin?&lt;br /&gt;-- Saol canım, çay gelsin sonra yakarız bir tane.&lt;br /&gt;-Yok yani, tıbbi açıdan soruyorum.&lt;br /&gt;--Haa, içerim içerim.&lt;br /&gt;-Ondan olmuştur bu öksürük o zaman.&lt;br /&gt;--Ya sanmıyorum. Benimki sosyal içicilik aslında. Fazla sosyal olmamdan kaynaklanan bir sorun olabilir.&lt;br /&gt;-Ben bilmem, sigarayı bırakacaksın.&lt;br /&gt;--Yerine bi şey tavsiye eder misiniz?&lt;br /&gt;- Yok. İçmicen bi şey. Bi de şurup yazıyorum sana, ooh mis. Bu arada çay da yeni demleniomuş. Artık başka zaman içersin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedi siktiğimin doktoru Barbaros. Şurup olarak Paracetemol vermesi de zaten kendisinin tıp dünyası için nasıl değerli bir insan olduğunu gözler önüne seriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi kapıdaki kıza emanet etsem türk doktorları yerine daha iyiydi. Ama onu da küstürmüştüm. Annemi aradım, bana ıhlamur kaynatırsan seni ziyaret ederim şeklinde duygu yüklü bir konuşma yaptım. Dayanamadı. Gel, dedi. Kaynatırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-3424477116013842660?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/3424477116013842660/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/hipokrat-yemini.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/3424477116013842660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/3424477116013842660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/hipokrat-yemini.html' title='HİPOKRAT YEMİNİ'/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-2189743203526177100</id><published>2009-05-12T04:18:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T07:49:04.960-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmamış hikayeler'/><title type='text'></title><content type='html'>Ve sonunda gün gelmişti. Sıkıcılıkta hepsi birer dünya markası olan yemek yeme, sinemaya gitme, ve en sevmediim yürüyüş yapma aktivitelerinden sonra sonunda bana gelecekti. Evime gelecekti, yalnız olacaktık. Gerçi o daha tanıştığımız ilk gece beni evine çağırmış, bense 'Ben öyle hemen eve gelmem' tarzında saçma bir espri yapmak uğruna daveti geri çevirmiştim. Bundan sonra gittiğimiz her yemekte, izlediğimiz her sinemada bunun pişmanlığı içimde biraz daha büyüdü. Esprilerimin kötü olduğunu biliyordum, bu gerçekle de barışıktım. Ama zamanlama konusunda da batı medeniyetlerinin çok gerisinde olduğumu farkettim.&lt;br /&gt;Neyse, olan olmuştu. Acılar çekilmişti. Ama artık geliyordu. Bir nevi hasat zamanıydı diyebiliriz. Onu beklerken kendimi hayat dolu bi insanmış gibi göstermek amacıyla camlar açıldı, hareketli bi müzik koyuldu. Dişimi de fırçalayın bari, ağzım çamur gibi diyerek banyoya gittim. Diş fırçalandı, salona geri dönüldü. Ama bi problem vardı. Salonun tam orta yerinde, öyle lafın gelişi orta yerinde değil, geometrik olarak orta yerinde bir kuş duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi görünümlü, mütevazi, artık uçmaktan yorulduğu her halinden belli olan bir kuştu. Ve pis pis bana bakıyordu. Seni dışarı alalım arkadaşım, dedim. Tepki vermedi. Ama bakışlarında, her zaman geldiğim yer kardeşim zorluk çıkarma gibi bir ifade vardı. İkna yöntemiyle arkadaşı uzaklaştıramayacağımı anladım ve kışkış yöntemine geçtim. Hızlı adımlarla kuşa doğru birkaç adım atıyor ve tırsıp kaçmasını umuyordum. Ancak kuş ben ona yaklaşınca havadan 5-10 santim yükselerek bana üç dört adım uzak bir yere tekrar konuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi sigara yaktım ve plan yapmak üzere yere oturdum. Kuş bu esnada bana ne düşünüyorsun hayatım, der gibi bakıyordu. Sigaranın sonuna doğru aklıma muhteşem bir fikir geldi. Odamda duran sanayi tipi vantilatöre dığru hareketlendim. Vantilatörü sonuna kadar açacak ve kuşa doğru tutacaktım. Üşür ve gider dedim. Zaten buraya da sıcak bi ortam diye gelmiştir. O vantilatörün rüzgarı kuşta bi türbülans etkisi mi yarattı, kafasını mı güzelleştirdi bilmiyorum. Ancak siktiğimin kuşu artık daha bi rahatlamış, daha bi yerinden memnun gözüküyordu. Tam 'Ne uçucam a.k., otururum evimde televizyon seyrederim' kafasına geldi yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken telefonum çaldı, misafirim 10 dakika içinde bende olacağını, bi şey isteyip istemediğimi sordu. Bir an içimden sapan istemek geldi. Ama bu siparişimin ikimizle ilgili bi şey olacağını düşünmesinden korktum. 'Nasıl bir sapığın evine gidiyorum ben', demesin diye vazgeçtim. Yok dedim, gel sen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık vakit kısıtlıydı. Daha sert önlemler almak zorundaydım. Discovery'de bi hayvanın üstüne havlu attıklarını, hayvanın üstüne düşen havluyla tamamen paralize olduğunu izlemiştim. Ancak bu hayvanın ne olduğunu hatırlamıyordum. Bir terliksi ya da bir memeli olabilirdi. Neyse şamsımı deniyeyim dedim ve içerden aldığım havluyu kuşun 3-4 metre yanından kuşun üstüne attım. Olmadı, kuş yerden hafif havalanarak havlunun yere düşmesini bekledi havlunun üstüne kondu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık ılımlı yöntemlerin sonuna gelmiştim. Misafirim her an gelebilirdi ve kuş hala benimleydi. Bir kuşun önünde sevişmek istemiyordum. O geldikten sonra kuşu evden çıkarmak için vereceğim maymunca çabalarda büyük ihtimalle onun benle sevişmek istememesine yol açacaktı. Ben kız olsam, sevişmeyi düşündüğüm adamın bir kuşu dört duvarda kovalamacasını seyrettikten sonra herşeyi takrar gözden geçirirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, söylediğim gibi. Artık kuşa sert tarafımı göstermekten başka zaren kalmamıştı. Banyoya yönelerek elime bir deodorant aldım. Deodorantın gazına çakmak yakarak kendime bir ejderha süsü vermek istiyordum. Deodorant çakmak ikilisinin getireceği sonuçları bilir gibi, bi pinpiriklendi kuş. Cama doğru birkaç adım attı. Hatta ben ufak bir ateş gösterisi yapınca yerden yükselerek camın agzına geldi ve durdu. Korkmuştu, ancak camın diğer tarafına da geçmiyordu.&lt;br /&gt;Bende ateş şovuma biraz da ses efekti katmaya karar verdim ve elimde deodorantın gazını çakmakla yakarak ve 'AAAAAAAA' diye bağırarak cama doğru hareketlendim. İşe yaramıştı. Uçtu, gitti arkadaş. Ancak canımın önüne geldiğimde o insanlıktan çıkmış halimle ilk gördüüm kaldırımın üstünde hangi evin benimki olduğunu çözmeye çalışırken beni gören ve şaşkınlık-korku arası bi ifadeyle bana bakan misafirimi gördüm. Sigara alıp geliyorum dedi. Bir daha gelmedi. Çok da güzeldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-2189743203526177100?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/2189743203526177100/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/ve-sonunda-gun-gelmisti.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/2189743203526177100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/2189743203526177100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/ve-sonunda-gun-gelmisti.html' title=''/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-4322849972655417264</id><published>2009-05-09T15:04:00.000-07:00</published><updated>2010-12-07T16:30:25.596-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gorgeous'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='foto'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgX-DJoD_LI/AAAAAAAAAAU/Ob0XY9spiE4/s1600-h/1596461.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgX-DJoD_LI/AAAAAAAAAAU/Ob0XY9spiE4/s320/1596461.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333948663767235762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-4322849972655417264?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/4322849972655417264/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/blog-post_09.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/4322849972655417264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/4322849972655417264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/blog-post_09.html' title=''/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgX-DJoD_LI/AAAAAAAAAAU/Ob0XY9spiE4/s72-c/1596461.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5401662902184345897.post-612423348126052470</id><published>2009-05-09T15:01:00.001-07:00</published><updated>2010-12-07T16:30:04.758-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='quotes'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgX9SKu6suI/AAAAAAAAAAM/OcAcDRLH1k8/s1600-h/c9b1a5e48041c3a2e82c4287332d0ac72e2db606_m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 271px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgX9SKu6suI/AAAAAAAAAAM/OcAcDRLH1k8/s320/c9b1a5e48041c3a2e82c4287332d0ac72e2db606_m.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333947822250832610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5401662902184345897-612423348126052470?l=huzursuzum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzum.blogspot.com/feeds/612423348126052470/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/blog-post.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/612423348126052470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5401662902184345897/posts/default/612423348126052470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzum.blogspot.com/2009/05/blog-post.html' title=''/><author><name>.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/TPe7iG0R7_I/AAAAAAAAATY/HFp4MUCLB_w/S220/n721471566_1479638_508.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KEtgbIjGcSo/SgX9SKu6suI/AAAAAAAAAAM/OcAcDRLH1k8/s72-c/c9b1a5e48041c3a2e82c4287332d0ac72e2db606_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
